Çocuk, doldurulacak
bir kap değil.
Okul öncesinde en kalıcı öğrenme, çocuğun kendi merakını takip ettiği anda olur. Biz de programı bunun etrafına kuruyoruz: konu başlıklarını biz belirliyoruz, ama o konunun hangi kapıdan gireceğine çocuklarla birlikte karar veriyoruz.
Yağmurdan sonra bahçede biriken su, o hafta ölçme çalışmasına dönüşebilir. Bir çocuğun getirdiği taş, bütün grubun kayaç koleksiyonunu başlatabilir. Plan var; ama plan, çocuğun önünde durmuyor.
“Öğretmen bilmediğini söyleyebildiğinde, çocuk aramayı öğrenir.”
Sınıfın en büyük
duvarı: bahçe.


her yerde
Anlatacak sözü
olmayan çocuk yok.
Sanat bizde yetenek meselesi değil, ifade meselesi. Bir çocuk henüz anlatamadığı öfkeyi kille, özlediği birini boyayla anlatabiliyor. Bu yüzden atölyede “güzel oldu mu” diye sormuyoruz; “ne anlatmak istedin” diye soruyoruz.
Oyun, çocuğun
ciddi işidir.
Bir kule yıkıldığında sadece bloklar düşmez; sabır, sıra alma ve yeniden deneme de çalışır. Biz oyunu “ders arası” saymıyoruz. Günün en uzun bölümü oyun, çünkü en çok orada öğreniyorlar.

Meraktan anlamaya
giden dört durak.
Fark etme
Bir şey dikkatini çeker: ıslak toprak, dönen tekerlek, bir gölge.
Soru sorma
Öğretmen cevabı vermez; soruyu büyütür ve grupla paylaşır.
Deneme
Çocuklar tahminlerini kendi yöntemleriyle sınar. Malzeme serbesttir.
Anlatma
Öğrendiğini anlatabildiğinde öğrenme tamamlanır. Çizer, gösterir, söyler.
Sahnede değil,
yanında.
Yapmayız
Yaparız

Kendi başına,
ama yalnız değil.
Ceketini kendi ilikleyen çocuk, tartıştığı arkadaşıyla da kendi anlaşmayı dener. Biz araya sadece gerektiğinde giriyoruz — ve girdiğimizde karar vermiyoruz, kelime veriyoruz: “Şunu söylemek ister misin?”
Aynı çocuk için
aynı dili konuşmak.
Okulda “kendin dene” deyip evde her şeyi yapıyorsak çocuk ikisinin arasında sıkışır. Bu yüzden yılda iki kez aile atölyesi yapıyor, uyguladığımız yaklaşımı evde de nasıl sürdürebileceğinizi birlikte konuşuyoruz.
Bu yaklaşım, hangi
yaşta nasıl görünüyor?
Aynı felsefe iki yaşında sarılmak, beş yaşında tartışmak demek. Programlarımız bu farkı nasıl kurduğumuzu anlatıyor.

